Mustafa Kemal Atatürk

0

Mustafa Kemal Atatürk, asker, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ilk cumhurbaşkanı, 1881 yılında Selanik’te Kocakasim Mahallesi, İslahhane Caddesi’ndeki üç katlı bir pembe evde. Selanik İlköğretim Okulu Kırmızı Hafız’ın öğretmenlerinden biri olan oğlu Ali Rıza Efendi ve Sarıgüllü Hacı Sofu ailesinin annesinden annesi Zübeyde Hanım. Ali Rıza Efendi, Selanik Evkaf’ın katibi ve gümrük memuru olarak çalıştı. 1871’de Zübeyde Hanım ile evlendi. 1876’da Selanik Ulusal Muhafız taburunda ilk kişi olarak görev yapan Ali Rıza Efendi, daha sonra kereste ile uğraşarak serbest ticaret yaptı.

Cumhuriyetimizin kurucusu, kahraman asker ve büyük devlet adamı Atatürk’ün kökenleri Karaman Beyliği’nde yatmaktadır. Babasının ailesi, Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan Oğ Kızıl-Oğuz ış veya önemli Kocacık Yörükleri’nden geldi. II. Mehmed Sultan Mehmed’in göçebe kabileleri prensliği sırasında hüküm sürdüğü Ardıdlı ve Karaman ile Karaman’ın Taşkale’sini Rumeli köyünden parçaladılar. Atatürk’ün büyük dedesi Kırmızı Hafız Lord’u annesi tarafından “Gula onlar” “Babasının yanında değil” çeşmelerinden biriydi. Sözde ailelerin bir üyesiydi. 1850’de, Hafız Ahmet Efendi kardeşiyle birlikte ticaret yapmak için manastıra geldi. Hafız Mehmet Emin ve daha sonra Selanik’e yerleşti.

Diğerleri Atatürk’ün annesinin yanlarından çıkarken, Orta Anadolu’da Batı Makedonya’nın Sarıgöl’ünü getirmesi Subdistrict’i, ardından Selanik Lankaz’ı (Lagaz) bölgesine göç etmek için göçebe olarak adlandırdı. Atatürk’ün büyükannesinin adı Ayşe, büyükbabası Sofi-Zade Feyzullah efendi, iki çocuğu vardı: Hasan ve Hüseyin. Zübeyde Hanım ‘a dönüştüğü için kadınların okula gitmesi çok yaygın değil, cehalet nedeniyle Zübeyde Molla’ da meydana geliyor.

Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey, il Debre-i-Bala Manastırı ilçesinde doğdu Kocacık ilçesinde sancak tarafına bağlı. Ali Rıza Bey, Selanik Vakıflar katibi zamanında bulundu, 1876 Selanik Asakir-i Milli Taburu ‘nda, ilk teğmenim olarak atandı, 1877, Osmanlılar, Rus savaşında savaştı ve sonra ticarete atıldı. . Gümrük İcra Dairesinde memur olarak çalışırken, 1871’de Zübeyde Hanım ile evlendi ve ilk çocukları Fatma doğdu. Daha sonra Ahmet (1874), Omar (1875), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881), Makbule (Boysan, Atadan) (1885) ve Naciye (1889) isimleri beş çocuktu. Ancak Fatma dördüncü, dokuz Ahmed, Omar henüz sekiz yaşında değil, o zaman Rumeliler difteri (difteri) salgını yüzünden hayatlarını kaybetti.
Atatürk’ün Doğuşu

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’in kocası Kasim Paşa semtinde, İslahh Ana Caddesi’nin evine dünyaya geldi. Kazara bir çocuğun ölümüne neden olan ve beşik bırakan ve erkek kardeşi adını veren Ali Rıza Bey, yeni doğan oğlu Mustafa’yı asla unutmadı.

Sarı gözlü mavi gözlü bir bebek olan Mustafa, 1296’da Rumi takvimine göre doğdu, ancak doğumunun ayı ve günü hakkında kesin bir bilgi yoktu. Ancak, Zübeyde Hanım’ın kayıtlarında yer alan bilgilere göre, “Erbain Soğuk algınlığı anım sırasında oğlunu doğurdu ve 23 Aralık’ta kalan tarihte aklımızda kaldı. Takvim tarihine göre bu tarih 4 Ocak 1881.
Selanik’in arşiv belgelerinden edinilen bilgilere göre, Atatürk’ün doğduğu ve şimdi müze olduğu ev, 1870’den önce Hacı Hacı Mehmed tarafından inşa edilen ilk İbrahim Zuhid, daha sonra Abdullah Ağa ve eşi Umm Gulsum’a satıldı.

Babasının Subaşı semtindeki Zübeyde Hanım’daki evi olan Ali Rıza Bey ve çocukları 1878 yılına kadar yaşadılar, ardından Atatürk’ün doğup yerleştiği evi kiraladılar.
1880’de bir Yunan haydutu tarafından kaçırılan Ali Rıza Bey’in hayatı umutsuzlaştı. Daha sonra, yüksek bir haraç ödeyerek hayatta kaldı.

Atatürk’ün doğduğu ev, yüksek duvarlarla çevrili, harem ve selam ile üç katlı klasik bir evdi. Dönemin belgelerine göre, bir bab faqani odası bir divanhane, bir taht, iki bebeği olan bir oda, bir çeşme ve bir avludan oluşuyordu. Dış yüzeyi pembe renkle boyanmış, alt pencereler siparişlerden yapılmış ve üst pencereler ahşap kafeslerden yapılmıştır. Atatürk, evin ikinci katının sol tarafındaki odada doğdu.
29 Ekim 1933’te, Cumhuriyet’in Onuncu Yıldönümü nedeniyle, Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansı’nın hatırası olarak, iki kanatlı kapının sağ köşesine mermer bir levha yerleştirdi. Atatürk’ün doğduğu ev. Türkçede, plaka üzerinde Elence ve Fransızca, dedi ki:
İ GAZİ MUSTAFA-KEMAL burada doğdu, Türk milletinin büyük mücevheri ve Balkan birliğinin bestecisi doğdu. Bu plakla çalışma Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu yıldönümünde yapıldı. “
Bugün Selanik’te Atatürk’ün doğum yeri olan Aya Dimitrie Mahallesi ‘Apostol Pavle Caddesi’ndeki 75. caddede, Türk Konsolosluğu yan tarafta yer almaktadır.

Atatürk’ün Çocukluğu ve Eğitimi

Atatürk mütevazı bir aileden geldi. Halkının gelecekteki insanlara nabzını bilmek bu özelliği, halkın eğilimlerini algılamakta büyük yardımı olacaktır. Akrabaları halk çocuğu olmanın gururunu dile getirdi.
4 yaşındayken kız kardeşi Makbule Boysan Atadan doğdu. Atatürk’ün çocukluk yıllarının kayıtlarında, diğer kardeşlerini çocuk ölümlerinden dolayı tanımayan bilgiler sınırlıdır.
Atatürk okul çağına geldiğinde, ebeveynleri arasında bir anlaşmazlık doğdu. Geleneklere dayanan bir ailenin üyesi olan ve Hacı Sofi olarak dine mensup olan Zübeyde Hanım, Osmanlı İmparatorluğu’nun eğitim sistemine dahil oldu. Aydın’ın görüşünde olan Ali Rıza Bey’in görüşü, çok modern bir yaklaşımla kurulan Şemsi Efendi İlköğretim Okulu tarafından tercih edildi. Okula adını veren okulun kurucusu Şemsi Efendi, okulu ezberlemek yerine, Additive yöntemini uygulayan, aynı zamanda kızın okulunu da açan aydınlanmış bir eğitimciydi. 1873 yılında Selanik’te valilik görevine başlayan Mithat Paşa, sultan Efendi’ye başarılarından dolayı sultan unvanı verdi.

Ali Rıza’nın önerisiyle okulla ilgili ikilem çözüldü. Buna göre, Atatürk mahalle okulunda ilahi ve dini bir törenle başlayacak ve birkaç gün sonra Şemsi Efendi okuluna gidecekti. Şemsi Efendi Okulu’nda yeni öğretim yöntemleri uygulanmış ve kara tahta, tebeşir, silgi, öğretici masası, okumayı kolaylaştırmak için tahtalar gibi yeni araçlar kullanılmıştır. Atatürk’ün bu pedagojik temelde eğitimi, gelişiminde çok etkili oldu. Akıllılığı ve seçkin yetenekleriyle kısa sürede arkadaşlarının ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı ve matematikteki üstün başarısıyla dikkat çekti.

Bu arada, gümrük görevlisi, kereste bırakarak ve ardından tuz işine giren Ali Rıza Bey, Yunan haydutlarının ve tuzların dağılmasından dolayı ticari hayattan çekildi. Kariyerine devam edemeyen Ali Rıza Bey, bir süre sonra hastalandı ve 1888’de öldü. Babası öldüğünde, Atatürk 7 yaşındaydı ve kız kardeşi Makbule, 3 yaşındaydı.

Babasının ölümünden sonra, Atatürk ve ailesi zor zamanlar nedeniyle ayrılmak zorunda kaldı. Kocasını kaybettiği zaman kızı Naciye’ye hamile olan Zübeyde Hanım, 1890’da doğdu. Maddi durumu yetersiz olan Zübeyde Hanım, çocuklarını aldı ve Langaza’da tarım işleriyle uğraşan kardeşi Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşti. 1901, tüberkülozda kız kardeşi Naciye’nin ölümüyle öldürüldü. Babasının ve kız kardeşinin kaybını kısa bir süre sonra derinden üzen Atatürk, amcasının çiftliğindeki ailenin adamı olarak sorumluluklarını arttırdı. Çiftlikte bu dönemde Atatürk, doğayla iç içe geçti ve amcasına çalışmalarında yardım ettiği için el becerileri arttı. Ancak Zübeyde Hanım, oğlunun eğitiminin kaybına üzüldü. Cami ve özel öğretmen imamından aldığı eğitim yetersiz olduğunda, Zübeyde Hanım, teyzesini ziyaret etmesi için Atatürk’ü Selanik’e gönderdi.

Bu arada erkek kardeşi tarafından daha fazla yüklenmek istemeyen ve küçük emekli maaşıyla geçinmekte zorluk çeken Zübeyde Hanım, Selanik Gümrük İdaresi Ragıp Bey ile evlendi. Ragip’in önceki evliliğinden dört çocuğu vardı. Bu evlilik, babasının hafızasına saygı duyulmadığını düşünen Atatürk’ü kızdırdı. Annesinin ikinci evliliğini sindiremediği anda, Atatürk annesini uzun süre aramadı. Ancak bu hayal kırıklığı çalışma kararlılığını arttırdı. Babasının erken yaşta kaybedilmesi, kendi ayakları üzerinde durmasına ve hayatta başarılı bir şekilde savaşabilmesi için güç kazanmasına izin verdi. Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın Mustafa Kemal ATATÜRK biyografisinde şu bilgiler yer aldı:
Askeri Askeri Lise
Bir sonrakine geçtikten sonra Selanik’te bulunan Sivil İdadisi, Atatürk’ü kaydettikten sonra, bu okulu yiyince Krem’teki Arapça öğretmeni Hafız’tan sopalarla dövdü, zaten orada okumak istemediği için hemen okuluna bakmak için büyükanne. O sırada, okul üniformalarında çok sevdiği komşularının oğlu Askeri Ortaokul’a gidiyordu. Atatürk, titizlikle, ancak gizlice, asker olmasını istemeyen annesinin kendisine itiraz etmesine rağmen, Selanik’teki Askeri Askeri Ortaokul sınavına girdi. Atatürk sınava girdiği haberi aldı ve 1893’te okula gizlice girdi. Selanik’teki Askeri Askeri Ortaokulda, Atatürk’ün en üst lideri ve yetenekli bir matematik öğretmeni Kaptan Mustafa Efendi’nin dikkatini çekti. Genç öğrencisinin yetenekleriyle yakalanan Kaptan Mustafa Efendi, onu benzersiz kılmak için ‘bilgi ve erdem açısından olgunluk ve eksiksizlik’ anlamına gelen Kemal adını ekledi. Genç Mustafa, Mustafa Kemal ertesi gündü. Atatürk, Selanik’teki Askeri Askeri Ortaokuldayken, matematik öğretmeni Kaptan Mustafa Efendi’nin sadece bir bahane olduğu zamanlar boyunca ders vermeye atandı. Çünkü büyük lider bunu daha sonra söyleyecek;

Türk Dil Enstitüsü Şefi Uzman YENİ a.dilaç, Atatürk’ün 10 Kasım 1971’deki matematik başarısındaki kazanımlarına ilişkin olarak, Atatürk’e ait mektupta ve ölümünden bir buçuk yıl sonra, üçüncü Türkçe Meclis’te belirtilen yazıya göre 1936’dan kısa bir süre sonra (24-31 Ağustos 1936) – 1937 kışında kendi elinde iyle Geometry ri adlı bir kitap yazdı. Kitap 1937’de matematik öğretmenleri ve kitap yazarlarına rehberlik etmek için Kültür Bakanlığı tarafından basıldı.
Çalışmalarında li Geometri Atatürk; Boyut, alan, yüzey, seviye, çap, yarıçapı, kesit, yay, daire, teğet, açı, bisector, ekler açısı, dış açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, dikey, eğim, pozisyon, üçgen, dikdörtgen geometrik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik, matematik bilimi.

Daha sonra ünlü bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayili, Atatürk’ün “Küçük ama Anıtsal Eser” kitabının “Geometri” kitabını yorumlayacaktır. Atatürk her tanımını, çalışmalarındaki her kavramı bütün unsurları ile eksiksiz ve net bir şekilde anlattı ve örneklerle açıkladı. Atatürk’ün türetdiği matematiksel terimlerin hemen hepsi ve geometrisinin tanımları değişmeden kullanılmıştır. Daha sonra elde ettiklerinden sadece birkaç terim az miktarda değiştirildi.
Atatürk 1898’de Selanik Askeri Koleji’nden başarıyla mezun oldu. Askerliğini devam ettirmek zorunda kalan Atatürk (lise), Selanik’ten İstanbul’a taşınmayı düşünüyordu. Ancak Manastır’daki Manastır Askeri Lisesi’nde Hasan Bey’in tavsiyesi ile yazılmıştır.

Manastır Askeri Lisesi
Makedonya’nın en gelişmiş kentinde Selanik, kendisini yeni fikirlere açık bir ortamda geliştirme fırsatı olan Atatürk, renkli etnik yapısıyla farklı din ve ırkların bir arada yaşadığı bu şehirde büyük bir vizyon kazandı.
Manastır Askeri Lisesi’nde öğrenimi sırasında, arkadaşlarından Ömer Naci, Atatürk’ün edebiyatla ilgilenmesinde rol oynadı. Şiir ve retorik sanatla ilgilenen Atatürk, Namık Kemal’den ve eserlerinden ciddi şekilde etkilendi. Kitabet’in öğretmeni Mehmet Asım, Atatürk’ün şiir ve edebiyat yönündeki eğilimini fark etti ve onunla askerliğe olan ihtiyacı hakkında konuştu. Ancak, Atatürk için söylem her zaman çok önemli olmuştur ve yazma tutkusu devam etmiştir. O sonra şöyle derdi:
Fransızca öğretmeni Yeşcekök Bey, Atatürk’le yakın ilişki içindeydi. Atatürk başarılı bir öğrenci olduğu ve bir personel memurunun yabancı bir dil öğrenmesi gerektiğine inandığı için Fransızca derslerine büyük önem verdi. Ancak, Fransızca’da diğerlerinden daha zayıf olan Atatürk, dilini Selanik’teki College des Frères de la Salle’deki özel kurslara katılarak, tatil boyunca tatilinde gitti. Yakın arkadaşı Fethi Okyar’ın da desteğiyle Fransız Devrimi’nin öncüleri Voltaire, JJ Rousseau gibi filozofları tanıdı ve tarih ve politika konusundaki bilgilerini arttırdı. Daha sonra arkadaşları ile Nuri Conker, Salih Bozok ve Fuat Find by ‘ile bir araya geldi. En etkili derslerden biri Atatürk’ün tarihi idi. Çünkü tarih öğretmeni Kolagasi Mehmet Tevfik Bey (5. dönem Diyarbakır milletvekili), geniş bir tarih vizyonuyla Atatürk için yeni ufuklar açmıştır. Tarihe olan aşkı hayatı boyunca başladı.
1897 Türk-Yunan Savaşı, Atatürk’ün Manastir Askeri Lisesi’ndeki eğitiminde en etkili olaydı. Türk ordusu muharebe alanında parlak bir zafer kazanmış olsa da, barış masasına zarar veren etkisine karşı koyan Atatürk, bir vatan sevgisiyle doluydu. Gönüllü olarak savaşa bir arkadaşıyla katılmaya çalışsa da, bunu yapamadı. Ancak, Atatürk’ün ebedi vatanına uygun olmayan bu özelliği yaşamı boyunca devam edecektir.
Manastır Askeri Lisesi’nin en zeki öğrencilerinden biri olan Atatürk, yorgunluk içinde çalışırken, büyük bir vicdanla geleceğe hazırlanırken başvuruda çalıştı. Sonunda 1898 Kasım ayında, bütün derslerden tam not aldı ve okulu 54 kişilik sınıfın ikinci derecesiyle tamamladı.

Okul kayıtlarındaki bilgilere göre, Atatürk son derece yetenekliydi, ancak onunla kolayca ilgilenebilecek güçlü bir karaktere sahipti. Annelik eğitimi boyunca vatansever, her alanda kendini geliştiren, ilerleme tutkusu olan, çalışkan, kararlı, özgüvenli, seçkin ve iyi giyimli bir öğrenci oldu. Dünyayı ve bugünü sürekli takip eden, çalışmasının yanı sıra sosyal hayatta da çok başarılı olan Atatürk, başarıya ulaşmak için çok çalışıyor, ancak dünyanın nimetlerinden de yararlanıyordu.

İstanbul Askeri Akademi ve Akademi
Atatürk, İstanbul’a geldi ve eğitimine 13 Mart 1899’da Harp Okulu’nda başladı. Apoleti numarası 1283’tür. Okula başladıktan iki ay sonra arkadaşlarında sınıf arkadaşı oldu. Arkadaşları Ali Fuat Cebesoy ve Asım Gündüz ile tanıştı.

Atatürk, ilk yılını Savaş Koleji’nde gençlik hayallerinin çarpıcı atmosferinde ve sevdiği İstanbul’da geçti. Birinci yılda sosyal hayata ağırlık vermesine rağmen, çok başarılı oldu ve ikinci ve üçüncü sınıflarda daha fazla ilgi görmeye başladı. Çünkü Harp Akademisine derece girmek çok önemliydi. Çünkü okulda olağanüstü bir başarı göstermesi için personel sınıfı için ayrılmak mümkündü. Atatürk, 3. sınıfta 459 öğrenci arasında 8. sırada ve personel için nitelikli oldu. Kayıt numarası 1317-P.8 (1901-P.8) idi.

Mustafa Kemal, Harp Okulu’na 10 Ocak 1902’de teğmen rütbesiyle başladı. Sınıfta, topçu ve süvari okullarından 43 öğrenci vardı.

Mustafa Kemal Savaş Koleji’ndeyken, üstün özelliklerini ilk keşfeden Osman Nizami Paşa idi. Paşa, Ali Fuat’ın babası İsmail Fazıl Paşa’nın evinde utandığını dinleyen Atatürk ile konuştu ve şunları söyledi;

Gelecek günler Osman Nizami Paşa’nın görüşlerini haklı çıkarırdı.
Savaş Akademisi öğretmenleri iyi eğitimli ve nitelikli idi. Akademide sınıf arkadaşı Asım Gündüz’e göre Atatürk, Fransızcasını geliştirmek için Fransız bir kadından ders aldı. Bu dönemde Paris gazetelerinde Young Turk ve Fransız gazetelerinde arkadaşlarını etkilemeye çalışıyor. Siyasi fikirlerinin Harbiye Okulu’nda olgunlaşmaya başladığını söyleyen Atatürk, çalışmalarında başarılı olmak için sürekli çalışıyordu ama aynı zamanda ülkenin kaderini de düşünüyordu. Çünkü ülke siyasetinde hatalar olduğunu fark etti. Ülkedeki hatalardan herkesin haberdar olmasını isteyen Atatürk, Harp Akademisi’nde başladığı el yazısı ile gazete hazırlama işine geri döndü ve gazete yayınlamaya başladı. Gazete, az kullanılan bir sınıfta el ele hazırlandı. Aşağıdakileri dile getirdi;

Bir süre sonra, durum Zülüflü İsmail Paşa tarafından öğrenildi. Bir gün bu durum hakkında bilgisi olan akademi komutanı aniden sınıfa baskın düzenledi ve öğrencileri harekete geçirdi. Komutan konuyu takip etmedi ve sert bir uyarıyla tatmin oldu. Ancak Atatürk ve arkadaşları, faaliyetlerinden kopmadılar. Bir ev tutarak evi dışarı çıkarmaya devam ettiler ama bir muhbir tarafından tutuklandılar. Mesleğini söndürmeyen, aylarca hapishanede kalmalarına neden olan bir olaydan sonra serbest bırakıldılar. Mustafa Kemal, üç yıllık notlarına göre, 11 Ocak 1905’te akademide beşinci oldu.
Türk Harp Akademisi Atatürk, uzun yıllarını yabancı dilini geliştirmek, Namık Kemal’in fikirlerini izlemek ve okula yaymak için harcadı.
Askerlik eğitimi sırasında, o dönemin askeri öğrencisi yabancı dil, şiir, dans, oratory gibi aşina olmayan konularla ilgilendi.
İlk Askeri Tecrübe
Atatürk ilk görevi için Şam’a gönderildi. 1905- 1907 yılları arasında Şam’da 30.süvar alayında alay komutanı olarak görev yapan yıllar arasında, arkadaşı Lutfi Ümit Bey’de 29 süvari filosu komutanı ev sahibi bir araya gelerek yaşamaya başladı. Kılıç Ali, o döneme ilişkin bir durumu şöyle tarif eder;
Kılıç Ali’nin açıkladığı bu önemli durum, Atatürk’ün rüşvet karşıtlığının her zaman dürüstlüğün ön saflarında olduğunu, haksız olamayacağını ve başının ülkesinin geleceğinde olduğunu gösterdi. Rüşveti şeref meselesi olarak görmenin ötesinde, tarih ve gelecek anlamında değerlendirdi.
1907 yılında Şam’da askerliğini kıdemli kaptan olarak tamamladı. Daha sonra Manastır III. Orduya atandı ve 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Eylem Ordusunda Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptı. 1910’da Fransa’ya gönderildi ve Picardie Manevralarına katıldı.

Komuta Dönemi (1911 – 1919)
1911’de İtalyanlar Trablus’u ‘Trablus Savaşı ile başlayarak saldırmak’, bir grup arkadaşıyla birlikte Atatürk Tobruk ve Derna bölgeye katıldı. 22 Aralık 1911’de ‘İtalyan Tobruk Savaşına Karşı’ n 6 Mart 1912 kazandıktan sonra Dernek Komutanlığı’ndan getirildi.
Balkan Savaşı 1912 Ekim’inde başladığında, Atatürk, Gelibolu ve Bolayır’daki birlikler savaşa katıldı ve Dimetoka ve Edirne’nin geri çekilmesinde önemli hizmetler verdi. 1913 yılında Sofya İtfaiyesine atandı ve 1914’te Teğmen Albay’a terfi etti. Hayatının ilk aşkı olan Sofya’da bir Bulgar kızla yaşadığı söyleniyor.
Birinci Dünya Savaşı 1914’te başlamış ve Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Atatürk, bir bölünme oluşturmak üzere 19 Tekirdağ ‘da görevlendirildi. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’ndaki geçişinde İngiliz ve Fransız filosu ağır kayıplara maruz kaldı, Gelibolu Yarımadası’nda birlik açmaya karar verdi. 25 Nisan 1915 ‘de Anzak’ ta sonuçlanan Liman von Sanders’in düşman kuvvetleri Atatürk’ün 19. Çanakkale’de kahramanca mücadele eden Atatürk, Çanakkale’nin geçilmez olduğunu söyledi! “Bu büyük askeri başarılar ile albay insanlara yükseldi doğdu.
7 Ağustos 1915’te, İngilizler Arıburnu’ya tekrar saldırdı. Anafartalar Grubu Komutanı 9- Ağustos 10’da ‘Anafartalar Zaferi’nin ordusunu kazandı. 17 Ağustos’taki bu zafer ‘taki Kırectepe ve 21 Ağustos’ taki II. Anafartalar Zaferi takip etti.
Gelibolu Kampanyası’ndan sonra Atatürk, 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev yaptı. 1 Nisan 1916’da, büyük general rütbesine terfi etti ve mus ve Bitlis’i geri alarak Ruslara karşı savaştı. Şam ve Halep’teki kısa görevlerinden sonra, Atatürk 1917’de İstanbul’a gitti ve Prensi Vahidettin Efendi ile birlikte Almanya’ya gitti ve gözlemlerini yaptı. Bu yolculuktan sonra hastalandı ve tedavi için Viyana ve Karisbad’a gitti. 15 Ağustos 1918’de Atatürk, 7. Ordu Komutanı olarak Halep’e döndü. Bu cephede, İngiliz kuvvetlerine karşı cesurca savaştı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’deki Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına atandı ve o ordu 13 Kasım 1918’de kaldırıldı. İstanbul’a Savaşçılar Bakanlığında çalışmaya başladı.
Kurtuluş Savaşı (1919 – 1923)
Ateşkesten sonra Müttefikler ‘Anadolu’ yun işgaline başlamış, 9. Ordu Müfettişi 19 Mayıs 1919’da Samsun’da çıktı. 22 Haziran 1919’da, Amasya, ülkenin belirleyici ve kararında ülkenin bağımsızlığını koruyacağını ”söyleyerek bir genelge yayınladı” ve Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi başkanlık etti. 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919’da Erzurum Kongresi arasında toplanmış, Osmanlı ordusunu terk etmiş, Ulusal Kuvvetler lideri olmuştur. Kuvayi Milliyetçisi Arapça kökenli bir sözdü ve milli kurtuluş ordusunu kastetti. Atatürk’ün Milliyet tanımı şöyle:
Milli Kuvvetler sırasında, Atatürk ilk kayıt ve kimlik kartını verecek olan Erzurum’un manevi vatandaşı seçildi. 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri ​​arasında Sivas Kongresi’ni topladı ve anavatanın kurtarılması için izlenecek yolu belirlemeye çalıştı.
27 Aralık 1919, 23 Nisan 1920’den itibaren Ankara’da Atatürk tarafından coşkuyla karşılanan “egemenlik koşulsuz olarak millete aittir” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Parlamento, ulusal bir koleksiyonda tek bir güç merkezi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yönünde çok önemli bir adım oldu. Erzurum Atatürk milletvekili, Meclis Başkanlığına seçildi ve Türkiye Hükümeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nı projenin başarılı bir şekilde sonuçlandırılması için gerekli yasaları kabul etti ve uygulamaya başladı.
15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal etti. Türk kurtuluş mücadelesi, bu işgal sırasında Hasan Tahsin tarafından düşmana yapılan ilk kurşunla başladı. 10 Ağustos 1920’de, Kuvâ-i Milliye ulusal güçleri, Sevr Antlaşması’nı imzalayan ve onlarla Osmanlı İmparatorluğunu paylaşan Birinci Dünya Savaşı’nın zaferlerine karşı savaştı. Ancak istilacı emperyalist devletlere karşı başarılı bir mücadele için düzenli bir orduya ihtiyaç vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kuva-yi Milli ve ordunun entegrasyonuna düzenli bir ordu kurarak liderlik etti. Savaş zaferle sona erdi.
Türk Milli Kurtuluş Savaşı’nın Mustafa Kemal’in önemli aşamaları şunlardı:
• Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü ‘(7 Kasım 1920)
• Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa savunması (1919 – 1921)
• I. İnönü Zaferi (6 – 10 Ocak 1921)
• II. İnönü Zaferi (23 Mart – 1 Nisan 1921)
• Kütahya Savaşı – Eskişehir (10 – 24 Temmuz 1921)
• Sakarya Zaferi (23 Ağustos – 13 Eylül 1921)
• Büyük Taarruz, Baş Komutan Savaşı ve Takip Operasyonu (26 Ağustos – 9 Eylül 1922)
19 Eylül 1921 Sakarya Zafer Büyük Millet Meclisi’nden sonra Atatürk Mareşal rütbesi ve Gaziler unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te ‘İsviçre’nin Lozan kentinde, Lozan kentinde imzalanan’ ile imzalandı. Sevr Antlaşması ile yapılan bu anlaşma yürürlükten kaldırıldı ve Lozan Antlaşması temelinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. New York Times, Kurtuluş Savaşı’nı kazandı ve bağımsızlığımızın başarısı ve Lozan Antlaşması’nın başarısı hakkında şunları yazdı:
23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına doğru en büyük adımı attı ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumunu müjdeledi. Kurtuluş Savaşı’nın başarılı bir şekilde yönetilmesi, yeni Türk devletinin kurulmasını hızlandırdı ve 1 Kasım 1922’de halifelik ve saltanat ayrıldı. Sonra ilk ve sonra halifelik (3 Mart 1924) kaldırıldı. Gaziler Atatürk 1923 Eylül’ünde ‘Kurtuluş mücadelesi’ siyasal hareketler ve daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurulacağı Türkiye’nin ilk adının partileri haline geldi. 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin idaresi resmen kabul edildi ve Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 tarihinde İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk hükümeti tarafından kurulmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Dönemi (1923 – 1938)
Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı olan Atatürk, yine her dört yılda bir anayasaya göre 1927, 1931, 1935 yıllarında cumhurbaşkanlığı seçiminde, art arda 3 defa olmak üzere ardışık yıllarda Meclis tarafından seçildi.
Atatürk, 15- 20 Ekim 1927 tarihleri ​​arasında Kurtuluş Savaşı’nı betimleyen büyük sanat eserleri ile Cumhuriyetin Kuruluşu ‘nu (Söylem), 29 Ekim 1933 tarihinde Onuncu Yıl Söylem Tarihinde. Nutuk, ulusal mücadelenin nasıl ve nasıl verildiğini açıkladı ve mücadelenin bir sonraki aşamasında ne yapılması gerektiği hakkında önemli bilgiler sağladı. Türkiye için oldukça değerli bir konuşma.
2587 sayılı Kanun 24 Kasım 1934’te, Türklerin kazandığı zaferlerin babası değil, ülke için tarih yazmış ve böylece Mustafa Kemal Atatürk soyadı verilmiştir. Atatürk, 1930’da eski Yunan başbakanı Venizelos’u Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi ‘.
Sinsi Hastalık Siroz
Ulusal çıkarlar ve devlet işleri konusunda son derece titiz olan Atatürk, hiçbir mazereti kabul etmedi ve çok çalıştığı için sağlığına fazla dikkat edemedi. Refahına verebileceği zarardan kayıtsızdı. Ülkesinin çıkarlarını her şeyden önce gördü. Gece çok geç uyuyor, hiç uyumadan birkaç gündür sürekli çalışıyor. Çalışanları severken Büyük Konuşmayı dikte ederken Büyük Konuşmayı dikte etmeye devam etti. Atatürk, ilgilendiği bir kitabı okumakla ilgileniyordu. Ne kadar hacimli olursa olsun saatlerce okuyacak ve bitirmeden bırakmayacaktı. Ancak 1937’de sağlığıyla ilgili olumsuzluklar ortaya çıkmaya başladı.
Atatürk gençken, Manastır Askeri Lisesi’nde okurken ağır bir sıtma hastalığı geçirdi. Salih Bozok’un İskenderiye’de Trablus’a giderken attan düşmesi için tedavi gördüğü anılarından söz edildi. Derne savaşlarında yaralandı ve Viyana’da tedavi edildi. Büyük Savaş sırasında başlayan böbrek hastalıkları uzun süre devam etti, 1918’de, Avusturya’da Karlsbadspa tedavisi gördü. Atatürk’ün Milli Mücadelesi sırasında böbrek ağrısının devam ettiği ve Sakarya Muharebesi’nden önce üç kaburga kırıldığı biliniyordu. 1924 ve 1927’de başkanlığı sırasında kalp problemleri yaşadı, ancak gerekli tedaviler sonucu sağlıklıydı. 1936 Soğuk algınlığı nedeniyle ciddi bir akciğer rahatsızlığı geçirmesine rağmen, savaşın, mücadelenin ve sert koşulların olumsuz etkilerine rağmen yıllarca oldukça sağlıklı ve zorlu görünüyordu. Ancak, bu zor süreçler çok yıprandı. Bu nedenle, 1937’nin başından itibaren, Atatürk’ün sağlık durumu bozulmaya ve rahatsızlık vermeye başladı. Ancak, Atatürk bu semptomlara yeterince dikkat etmedi ve ülkenin çıkarlarını kendi sağlığının üstünde tuttuğu için geçici önlemlerle uğraşmak zorunda kaldı.
Atatürk hastalığının ilk teşhisini yapan Yalova Kaplıcaları Müdürü. Nihat Reşat Belger’dı. 22 Ocak 1938’de. Belger kendisini muayene ettiğinde karaciğer büyümesi ve sertleşme teşhisi koydu. Atatürk içeceği sevdiği için karaciğeri çok zarar gördü. Kesin tanı için özel doktor. Dr. Neşet Ömer İrdelp arandı, ancak İrdelp’in teşhisi farklı değildi. Atatürk siroz olmuştu ve tedavi için ciddi bir yoksunluk ve dinlenme gerekliydi.
Birkaç gün dinlendikten sonra Atatürk 1 Şubat ‘ta Gemlik Yapay İpek Fabrikası’ nda 2 Şubat ‘ta Merinos Fabrikası Bursa’yı açmaya gitti. Fabrika açılışlarını yapan ve organize baloya katılan Atatürk, ertesi gün dolmabahçe sarayına döndüğünde vejetaryendi. Zatürree oldu, ancak on günlük bir tedaviden sonra sağlıklıydı.
25 Şubat 1938’de, Balkan devlet adamları ile uzun görüşmelerde bulunduğu Ankara’daki Balkan Entente toplantısına katıldı. Ancak, tüm bu çabalar ve yoğunluk onu endişelendirmeye devam etti. 6 Mart 1938’de Türk doktorlar ve Fransa’dan tanınmış bir uzman tarafından istişare yapıldı. Fiessinger davet edildi. 28 Mart 1938’de Fiessinger, Atatürk’e siroz teşhisi konusunu onayladı: Fi, büyük komutandan büyük savaşlar yaptınız. Muzaffer oldun. Ama ben bu işin komutanıyım. Bana tabi olacaksın, bana yardım edeceksin. Fiessinger’ın ifadesini beğenen Aks Atatürk, tavsiyesini takip etmeye çalıştı.
30 Mart 1938’de ilk kez hükümet, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün hastalığı hakkında resmi bir açıklama yaptı. Açıklamada, Fiessinger incelemesi sonucunda Atatürk’ün sağlığı için bir endişe bulunmadığı belirtildi.
Ancak Atatürk, Cumhurbaşkanı olarak görevlerini yerine getirmeye ve Hatay sorununu sonuçlandırmaya kararlıydı. Çünkü Fransızların Hatay meselesine yönelik tutumundan rahatsızdı. Türkiye, 20 Mayıs’taki May Mersin’deki asker geçitlerinin mevcudiyetinden, 19 Mayıs’ta Adana’nın gözetimindeki birliklerindeki bağlılık taahhüdünü gösterdiğini açıkladı. 26 Mayıs Ankara’da İstanbul’da sadece bir gün kaldıktan sonra. Bu yolculuktan sonra büyük lider Ankara’yı bir daha göremezdi. Deniz havasının onun için iyi olacağı umuluyordu ve her iki devlet başkanına da ev sahipliği yapmak için Savarona yatını aldı. Dünya liderlerinin ev sahibi Ertuğrul adındaki yat, Başkanlık için yeni bir anket araştırması yaptı. Değerlendirmeden sonra Savarona yat, Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden mühendis John Roebling’in kızı Emily Roebling Cadwallader tarafından yaptırıldı. Yatın yenilenmesinden sonra, yat Atatürk’ün ölümcül olduğu sırada İstanbul’a geldi. Savarona’daki altı haftasında Atatürk kabinesi toplantıları düzenledi, Romanya Carol Kralı da dahil olmak üzere önemli konukları ve devlet başkanlarını ağırladı.
29 Mayıs’taki inceleme sonucunda, Atatürk’ün göbeğinde su birikmeye başladı, Savarona 1 Haziran’da kaldı ve 25 Temmuz 1938’e kadar orada kaldı. yazın Atatürk, rahatsız edildi ve 8 Temmuz’da. Fiessinger, ikinci kez İstanbul’a geldi. Fiessinger’in mutlak dinlenme teklifine rağmen, Bakanlar Kuruluna 9 Temmuz’da birkaç saat boyunca devam etmesini emretti. 16 Temmuz’da 3 kez ateşlenen İstanbul’a geldi, Atatürk’ün hassasiyet durumunu ve 24/25 Temmuz gecesi Dolmabahçe sarayına geçtiğini gördü.

Atatürk, hastalığına rağmen, Başbakanını, bakanlarını, Elçilerini ve komutanlarını Dolmabahçe sarayında kabul etti ve ülkenin işlerini sürekli olarak takip ediyordu. 3 Eylül 1938 Hatay Devleti’nin “başarı olarak Türkiye Cumhuriyeti” nin kuruluşu coşkuyla kutlandı. Sağlık 5 Eylül’de kötüye gidiyor, Eylül ayında isteğini yazdı. Fiessinger’dan 6 Eylül, dördüncü kez İstanbul’a geldi ve Atatürk’ün karnında toplanan suyu alarak onu rahatlattı. 11 Eylül’deki rapor kesin bir dinlenme öngördü. Buna göre, ziyaretler sınırlı olacak ve yatakta dinlenecektir.

İlerleyen günlerde, karın içindeki asit toplanması ilerledi, genel durumda halsizlik ve iktidarsızlık vardı. Ancak, sinsi hastalık ilerliyordu.
16 Ekim akşamından ilk ağır koma, 19 Ekim’e kadar devam etti. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, sabah ve akşamları 23 Ekim’e kadar günde iki kez sağlık durumu ilan etti.
20 Ekim’de komadan kurtulduktan sonra Atatürk, çalışmalarının 15. yıldönümü törenlerine katılmak ve Ankara’yla bütünleşmek için Ankara’ya gitmek istedi. Ama bu olmadı. 29 Ekim’de taburcu edildiğini orduya mesaj atan Atatürk, şöyle dedi:

1 Kasım 1938’de Celal Bayar, Atatürk Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılış konuşmasına katıldı ve
6 kasım. 8 Kasım’da, üçüncü kez su ile delindikten sonra, 8 Kasım’da Atatürk tekrar ağır bir komaya girdi. Saat 19: 00’da başlayan koma giderek şiddetlendi. 9 Kasım 1938’de, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, 24: 00’da, kamuoyunun delikanlısının tehlikeli Cumhur olduğunu vurguladı.

10 Kasım Perşembe günü, tüm Türkiye Cumhuriyeti ve dünya tarif edilemez bir yasada boğuldu. Sevgili Atatürk, onu tedavi etmeye çalışan doktorların gözyaşları arasında, 9.05’te öldü.
Hükümet bu haberi Türk kamuoyuna şu ifadeyle açıkladı:
Haber, ülkede büyük bir üzüntü yarattı ve dünyada geniş yankılara yol açtı. Türkiye’nin tabutun milli kahramanları, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nda hazırlanan katafta yerleştirilerek halka açıldı. Sonsuz acı içinde kıvranan insanlar, kurtarıcısına, adaçasına, gözyaşlarıyla ve göz yaşlarıyla saygısını yükselterek, bir insan seli yarattı.
19 Kasım’da yapılan cenaze namazının ardından, Büyük Lider Atatürk’ün tabutu, Zafer Torpido’su ve daha sonra da Yavuz taburuna nakledilmeden önce 12 general tarafından top arabasına götürüldü. Atatürk’ün vücudunu 101 top atışı ile selamlayan Yavuz, onursal güvenini İzmit’teki özel bir trene devretti. Halkın yol boyunca gözyaşı aradığı tren, 20 Kasım Günü, yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Ankara istasyonunda hükümet başkanı tarafından karşılandı. Ankara, ebedi yavru kuşları şefinin 101 fotoğrafı tarafından karşılandı. Ardından Atatürk’ün tabutu Parlamento’da hazırlanan katafata kondu. Silahlı adamların, generallerin, subayların ve askerlerin nöbet tuttukları katafalkın önünde, Cumhurbaşkanı saygısı ile Ankara halkına saygı duyuldu. Atatürk’ün cesedi 21 Kasım’da görkemli bir törenle, geçici mezarda Etnografya Müzesi’nde açıldı. Törende görüş çarpıcıydı. Atatürk, bütün düşmanlarına karşı ulusal bağımsızlık bayrağını salladığından, sömürgecilere karşı savaştı ve köleleştirilmiş ulusların umudu oldu. Şimdi, ulusal bağımsızlığın ve modernleşmenin sembolü olan büyük liderin arkasındaki dünyanın her yerinden temsilciler vardı. Bütün dünya ona saygı duyuyordu. Bunların arasında faşistler, demokratlar, Naziler, radikal İslamcılar vardı ve herkes saygı yürüyüşüne katıldı. Türk halkı sonsuz acı içinde kıvranıyor ve atalarına teklif veriyordu.
Türk halkının derin acısı, ebedi Şefe şükran ve sadakat, 11 Kasım, oy birliği ile 21 Kasım 1938 tarihli Cumhurbaşkanı İsmet İnönü seçildi:

Atatürk’ün türbesi inşa edilinceye kadar on beş yıl bu geçici mezarda kaldı ve 10 Kasım 1953’te ebedi bir dinlenme yeri olan Anıtkabir’e transfer edildi.
Sonsuz, Türk tarihinde ölümsüz ve Türk’ün kalbi. Komutan olarak birçok savaş kazandı.
kitleleri lider olarak etkiledi,
devlet adamı olarak başarılı bir yönetim ve en sonunda
toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik ve yasal yapısını devrimci olarak kökten değiştirmeyi başardı; vardır
dünya tarihinin en göze çarpan figürlerinden biri oldu. Tarih olacak
Türk milletinin en büyük onurlu çocuklarından biri ve insanlığın en büyük liderleri arasında say.

Atatürk kişiliği
Büyük liderimiz ve yaşamı hakkında çok sayıda eser ve biyografi yazılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, kahraman bir asker ve büyük bir devlet adamı Atatürk ve cephe dışındaki ülkelerde üstün başarıların yönetimi, insan nitelikleriyle birlikte birçok eserde yer aldı. Hem Türkiye hem de dünyanın bütün uluslarına büyük bir kahraman olan Atatürk, eşsiz bir siyasi dahi, tüm hayatını sevdi, öne çıkan özelliklerini takdir eden bir adamdı.

Alçakgönüllülüğü, hoşgörüsü, huzurlu ve misafirperver kişiliğiyle, Atatürk’ü sosyal çevrelerinde, yakın çevrede, rasyonel ve ihtiyatlı yapısında, milli ahlak anlayışında, dine duyarlılıkta, giysilerinde, temizlik ve bakım, sanat ve estetik ve sofra tavırlarına verdiği önem. .

Yorum, anlatı ve kendine has özelliklerinin anıları karizmatik Onun kişiliğinin bir parçasıydı.
İhtiyacı olduğunda yemek yemeyen, yemek yemeyen ve uyumayan Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Büyük Konuşma’yı yazarken bu özelliğin en tipik örneğini gösterdi. Geceleri uyumak gibi olduğu için sürekli Atatürk Mahmut Esat Bozkurt’u arayın.
“Türk milleti, gece bekçisi” dedi.
Herkes için kolay olmayan güçlü bir iradeye sahip olan Atatürk, çalışmanın, eğlenmenin ve içmenin yanı sıra biliyordu. Ancak, aşkını ve sorumluluğunu alışkanlıklarının ve zevklerinin üstünde geçirdiği için Büyük Nutuk’u yazdığı dönemde hiçbir zaman 3 ay içmedi. Ona uzun süredir hizmet veren Cemal Granda Çelebi şöyle dedi:
Atatürk çok uzaktaydı. Türkiye ve dünyadaki yargılamada asla yanılmadı. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybettik, İkinci Dünya Savaşı çıkacak, King Edward’ın Madame Simpson’a olan ayrılışı, Mussolini’nin halkı tarafından izlenecek, Majino Hattı aslında bir Nasreddin Hoca Türbesi oldu. Özellikle, uluslararası ilişkiler, bu görüş alanında öne çıkan, Baker Baker’ın Amerika’nın Atatürk’le ilgili sorduğu soruyu yanıtlarken dikkat çekiyor:
Atatürk insanları iyi tanıyordu, nerede ve nasıl görevlendirileceğini çok iyi biliyordu. Lozan Konferansına Rauf Bey yerine İsmet Paşa’yı gönderdi. İnsanları değerlendirirken, olumlu ve olumsuz yanlarını eşit ve olumlu olarak değerlendirdi ve nesnel ve önyargısız davrandı.
Liderliğin önemini çok iyi bilen Atatürk, sadece liderliğe hazırlıklı olmakla kalmayıp aynı zamanda kişisel özellikleri nedeniyle de liderliğe her zaman uygun davrandı. Tipik davranışları arasında, etrafındakilere hediye veren ve fikirlerini uzak görüşleriyle paylaşan Atatürk, özellikle dış ilişkilerde ve diplomatik konularda lider olarak oldukça başarılıydı. Rıza Şah Pehlevi, Türkiye’ye gelecek. Ankara Halk Evi, binanın özel bir bölümünü kendisi için hazırlamış, mal seçimi kendini bahçeye dikmiş ve getirdiği binaları özelleştirdiği bahçede büyük ağaçlar yapmıştır.
Türk-İran dostluğu operayı basan simgeleyen kişidir. Yine Türkiye’de Türkiye’yi ziyaret edecek bir başka lider
Japon Taç Prensi büyük bir masa için hazırlandı. Görüşme sırasında, Japon Kraliyet Prensi, Japonya’nın tarihinden bahseden ve bir meydan okumayı anlatan Atatürk’ün bilgisi karşısında şaşırdı. Japon Mitolojisi tarihinin ardından Japon Japon Ustası’nın okuma ve anısına ait ünlü Japon şiir şiirleri, Japonların bilgisi tarafından büyülendi. Atatürk’ün Japon kültürü hakkında söylediklerini bilmediğinden, ilk defa onları Atatürk’ten duydu.
Herkese hayranlık duyan ve tüm diplomatik faaliyetleri büyük ölçüde planlayan Atatürk, gelmeden on gün önce Japon kültürüyle ilgili bu bilgileri çevirdi.
Tüm yabancı devlet adamlarına Atatürk de aynı özeni gösterdi. Çünkü erken yaşta diplomasi alanındaki kişisel etkileşimin önemini fark etti ve kişiliğinin ve davranışının ulusunun aynası olacağını düşünerek dış politikacılara en iyi izlenimi vermeye çalıştı. Böylece, kurduğu Cumhuriyeti de yüceltmiştir.
Doğru olduğunu düşündüğü konuşmalarda Atatürk orijinal fikirlerini sonuna kadar savundu ve bu özelliği hem savaş hem de sosyal ve politik konularda kullandı.

Ona kime çağırıldığını sorduğumda cevap verdi:
Atatürk, etrafındaki düşüncelerini ve beklentilerini sürekli olarak belirtti. Bu şekilde gelecekteki varsayım ve yorum yapma hakkı ileride kanıtlanmış ve onaylanmıştır. Dikkatlice belirtilen kehanetler tek tek çıkıyordu.
Mazhar Mufit Kansu, kehanetlerini not alan arkadaşlarından biriydi. Bu öngörü ve öngörme, ülke ile ilgili herhangi bir konuda kısa veya uzun vadede çok olumlu sonuçlar verecektir.

Atatürk’ün Kişiliği kendine aitti.
Atatürk, asla taviz vermeyen ilkeleri dışında, kişisel anlamda çok hoşgörülü ve bağışlayıcıydı. Ayrıca nasıl esnek olunacağını da biliyordu. Harekete geçmek için zaman harcayan ve siyasi gücünü siyasi ilişkilerinde çok iyi kullanan yapısı, sinirlenmesini engelledi. Çünkü Kurtuluş Savaşı sırasında Sultan’a karşı çıkmadığı, son dakikaya Çerkez Ethem’e kadar devam etmesi, stratejik davranışının aktif rol oynadığının bir kanıtıydı. Ne kadar sinirlenmiş olursa olsun, onu sonra unutarak, olanları unutarak asla kin tutmuyordu.

Atatürk, her zaman gruba egemen olan karizmatik bir kişiliğe sahipti. Lider olmanın tüm olumlu özelliklerine sahip olduğu için, savaşın en gergin anlarından masadaki hoş sohbetlere kadar etrafındaki insanlar üzerinde benzersiz bir etkisi oldu. Retorik sanatı, felsefeden siyasete kadar olan geniş bilgisine, bilgeliğine, kibarlığına, ölçülmesine ve tutarlı davranışına hayran kalmasına neden oldu. Ancak bütün bunlara ek olarak, fiziksel olarak oldukça yakışıklı, çok şık bir şekilde giyinmiş ve her zaman etkileyici gözlere ve güçlü gözlere sahipti. Özellikle başkanlığı sırasında birçok insanın gözlerinin içine bakamadığı ve karizmatik kalitesi nedeniyle ona hayran olduğu söylendi.

Ahmet Haşim, bir lider olarak Atatürk’ün karizmasından ve dış görünüşünden nasıl etkilendiğini söyledi:

Son derece cesur ve ölümden korkmayan Atatürk, cesaret unsurunu cesur davranışı, savaş alanlarındaki birliklerine ve tüm astlarına ve üstlerine, kişisel doğasıyla birlikte, toplumsallığının bir sembolü olarak cesaretlendirdi. ve askeri harekat. Çanakkale’nin Mahmut Yesari’nin savaşı sırasında yedek subay adayı olarak savaştığını ve “tanıdığım korkuyu tanıyan adamın” doğası gereği, savaşta ünlü hekim Mim Kemal’e, cesarete vurgu yaparak davrandığını, “Ölüm ondan korktuğunu söyledi. “dedi.

Atatürk’ün Mahmut Yesari’nin ağzından aldığı cesaret:
Atatürk çok iyi bir komutandı. Üstün gözlem kabiliyeti ile Atatürk hemen şimdi ve herkesten önce cepheye girdi ve yüksek askeri bilgisi nedeniyle savaş alanlarında egemen oldu. Öndeki komutanların gözleriyle göremediklerini görebiliyordu.
Kişisel saygısına son derece dürüst olan Atatürk’ün mülkünü ülkesine bağışladığı bile dürüstlüğünün önemli bir simgesiydi. Atatürk, Orman Çiftliğini hazineye devretti.
Atatürk, okumaktan büyük zevk aldı, müzik ve dansla büyük bir ilgi duydu. Çocukluk arkadaşı Asaf İlbay’a göre Atatürk, zamanın moda danslarında çok yetenekliydi, çok iyi vals, polka, mazurka ve kadril yapıyordu.
Atatürk’ün oldukça basit olan kütüphanesi hayat açısından zengindi. Spora ilgi duyan Atatürk, bu nedenle elinden geldiğinde yüzüyor veya ata biniyordu. Ayrıca spor ve güreş ile ilgileniyordu. Sakarya atı ve köpeği Fox’u çok önemsiyordu. Rumeli türküleri büyük ilgi gördü. En sevdiği şarkılardan bazıları; Manastırı, Yemen Türküsü, İzmir, kavak, Bülbülüm, Vardar Ovası, Çanakkale içi, Burns Omar, Kırmızı Gül Al Evet, alaşım Kaş Siyah ve Mükemmel Mükemmel Gözler ‘y idi.

Birçok şiir yazdı. Anavatan şiirlerinden biri olan sevgisini en iyi şekilde ifade etmenin Türk tarih sahnesindeki önemi de büyük önem taşıyordu. Şiir mi;

Tavla ve bilardo oynamaktan zevk aldı. Devlet adamlarını, sanatçıları ve bilim adamlarını yemeğe davet etti ve ülkenin sorunlarını tartıştı. Temiz ve düzgün giyinirdi. Doğayı severdi. Atatürk Orman Çiftliği’ne sık sık gitti ve modern tarıma giden çalışmalara şahsen katıldı. Fransızca ve Almanca biliyordu.

1915-1937 yılları arasında Atatürk, İstanbul’daki Pera Palas Otel’de kaldı. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, İstanbul’un işgali sırasında, Atatürk, Pera Sarayı’nın birinci katında 101 numaralı odada kalıyordu, çünkü annesinin Beşiktaş Akaretler’deki evi işgal kuvvetleri tarafından gözetim altındaydı. Bu odada arkadaşlarıyla tanıştı ve durumu değerlendirdi. Bu bağlamda, tohumların odaya Türkiye Cumhuriyeti vakfının atıldığı söylenebilir. Bu oda, 1981 yılında Kültür Bakanı Cihat Baban’ın da desteğiyle Atatürk Müzesine dönüştürüldü. Odadaki tüm öğeler otantik.
Atatürk İlkeleri
“Atatürk İlkeleri”, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri. Atatürk’ün dünyaya bakışını yansıtan ve 6 ok olarak tanımlanan bu ilkeler bir bütündür, birbirlerinden ayrılamazlar. Atatürk’ün ülkedeki temel ilkeleri bu 6 ilke altında toplanmıştır. Kuşkusuz, Atatürk ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti için çok daha iyidir.

Cumhuriyetçilik:
Çok uluslu bir imparatorluğun savaşının çöküşünden sonra, ulus ayakta kalmak zorundaydı ve yoğun savaş, Atatürk’ün çalıştığı, geçiş sürecinde Türkiye’nin milli kimliği ulus devleti yarattı. Bu kimliği yaratırken, halkın iradesine dayanarak tüm vatandaşların kendi ülkesinin idaresinde bir etkiye sahip olması gerektiğini düşündü. Hiç şüphe yok ki, bir ülkenin vatandaşları yönetimde etkili olmalı, duyulmalı ve bireyler değil vatandaşlar olarak görülmelidir. Atatürk Cumhuriyete bu ülkeye hediye verirken, sadece halkını ve ülkesini düşünmüştü.
Halkçılık:
Atatürk, Cumhuriyet ilkesi ile birlikte, popülizm ilkesini, genç ve yaşlı, kadın ve erkeklerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve haklarını arayabilmeleri için değer verdiği düşüncesiyle belirtti. sosyal yaşam içinde. Popülizm ilkesi
sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve herhangi bir sınıfı diğerlerinin üstünde kabul etmemek
. Popülizm Birliği’ni yüceltme ilkesiyle Türkiye Cumhuriyeti ulusal bir kimlik kazanmıştır.
1934’te kabul edilen bir yasa ile, kadınlar oy kullanma ve seçilme hakkını aldı, statülerinde köklü değişiklikler oldu. Kadınların ikinci sınıf insanları zihniyeti tamamen ortadan kalktı, kadınlar sosyal yaşamda yer almaya başladı.
Atatürk çeşitli çevrelerde, Türkiye’nin gerçek yöneticileri, köylüler
olduğunu ve şöyle ifade ettiğini söyledi:

Laiklik:
İmparatorluk döneminde, büyükler ve radikalistler son derece tehlikeli hale geldi ve bazı gruplar düşmanla işbirliği yapmaya bile çalıştı. Din gibi, yalnızca Allah ile hizmetkar arasında kalan ruhsal bir olguyu kullanmak, manipüle etmek ve küçük düşürmek demektir. Çok sadık bir anne tarafından büyütülen Atatürk, büyüklerin ülkenin idaresinde dini kullanmasına izin vermedi ve dini korudu. Bu amaçla laiklik ilkesini benimsemiştir. Din ve devlet işlerinin ayrılmasıyla, dini, çirkin amaçları için kullanılan grupların etkisi azaldı.

Milliyetçilik:
Anavatan sevgisini her şeyin üstünde tutan ve ülkesi için cesurca mücadele eden Atatürk’ün milliyetçiliği, ırkçı değil, vatanseverlik doluydu. Bugün bağımsız olarak bir bayrak altında yaşıyoruz, bir milyon asker komutanı olan ve ön cephesinde kahramanca savaşan ve Cumhuriyet’i kuran Atatürk’e teşekkürler. Atatürk milliyetçiliği, diğer bütün ulusların haklarına saygı duyuyor ve sosyal içeriğe sahip.
Sadece anti – emperyalist değil, aynı zamanda Türk toplumunu yöneten herhangi bir sınıfa aykırıdır. Türk devletinin anavatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine dayanmaktadır.

Devrimcilik:
Atatürk’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden biri olan devrimcilik, rasyonalist kavramlar kavramının, çağın arkasındaki kavramlar ve anlayışlar yerine benimsendiği anlamına gelir. Bu anlamda Atatürk, geleneksel örgütler yerine modern kurumlar kurmuş ve ülkenin geleceği için yeni düzenlemeler yapmıştır.
Devletçilik:
Atatürk, bir bütün olarak Türkiye’nin ekonomik ve teknolojik modernleşmesinin büyük ölçüde bağımlı olduğunu belirtti. Ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi olarak devletçilik ilkesi hakkında yorumda bulundu. Devletçilik ilkesinin uygulanmasında devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin ana kaynağı olmakla kalmamış, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi işletmelerinin de sahibi olmuştur.

Atatürk’ün reformları
Bir askeri deha ve karizmatik lider olarak, Atatürk de bir
büyük reformcu. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik eğitim modern bir ülkedir, adalet ve sosyal yaşam, ülke ekonomisi gibi bir ülkenin kalkınmasında büyük öneme sahip olan yapıların oldukça belirgin bir şekilde değişti. Ülkemizin ihtiyaçlarını bilmenin yanı sıra Atatürk genç cumhuriyetin geleceğini de düşünüyordu. Dünya değişiyordu ve ilerleme şekli değişiyordu. Böylece, 1924-1938 yılları arasında, yaşamının yılları arasında, halkının kurtuluşu ve hayatta kalması için hayati öneme sahip reformları hayata geçirdi. Bu reformlar Türk halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Değişimler devrim olarak tanımlandı, çünkü kök saldılar ve eski sistemi düzenlemek yerine. Bununla birlikte, devrim, devrim nosyonuyla eş anlamlıydı ve bir kan hareketi idi. Bu nedenle, Atatürk’ün yaptığı değişiklikler için olumsuz bir kavram yerine devrim kavramını seçti.

Atatürk’ün reformları beş ana başlık altında;
Siyasal alanda devrim
• Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
• Cumhuriyetin Beyanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin Kaldırılması (Mart 1924)
Sosyal alanda ansiklopedi
• Kadın ve erkeklerle eşit haklar (1926-1934)
• Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
• Kapanış manastırları, sığınaklar ve tapınaklar (30 Kasım 1925)
• Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
• Başlıkların ve başlıkların kaldırılması (26 Kasım 1934)
• Uluslararası zamanın kabulü, takvim ve uzunluk ölçümleri (1925-1931)
Hukukta Yenilikler
• Parlamentonun Kaldırılması (1924-1937)
Eğitim ve Kültür Alanındaki Yenilikler
• Öğretimin Birleşmesi Hakkında Kanun (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) (3 Mart 1924)
• Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
• Türk Dilinin ve Tarih Kurumlarının Kurulması (1931-1932)
• Üniversite eğitimini organize etmek (31 Mayıs 1933)
• Güzel sanatlarda yenilikler
Ekonomi alanındaki yenilikler
• Fazla verginin kaldırılması
• Çiftçi teşviki
• Örnek çiftliklerin kurulması (Atatürk Orman Çiftliği gibi)
• Sanayi Teşvik Kanununu çıkararak sanayi işletmelerinin kurulması
•I. ve II. 5 Yıllık Kalkınma Planlarının Uygulanması (1933-1938)
• Anadolu’yu donatmanın yeni yolları
Dünyada atatürk
Türkiye için büyük bir kahraman olan Atatürk, eşsiz bir siyasi dahiydi. Ülkeyi gerçek anlamda kurtardı, bağımsızlık kazandı, bayraklı özgür bir ülke olma pahasına savaştı. Ancak, Türkiye’de sadece Atatürk’ün büyüklüğü değil, tüm dünyada tanınmıştır. Dünyanın en önemli liderleri dahi hakkında açıklamalar yaptılar ve dünya basını Atatürk’e geniş bir yelpaze verdi. Bütün dünyanın buluştuğu nokta, Atatürk gibi insanların dünyaya gelmeleri çok zor. Atatürk ilkeleri, reformları, insani yönleri, kahraman askeri hizmeti, entelektüalizmi, istihbarat, sınırsız bilgi ve bilgisi olan Atatürk, tüm dünyaya olduğu gibi, tüm dünyaya da birçok liderin ilham kaynağı olmuştur. Çok sayıda kitap yazılmış, konferans ve seminerler düzenlenmiştir.
Şimdiye kadar Atatürk’ün Kahire’nin en kapsamlı biyografisi hakkında yazılmış, uzun süredir İngiliz Büyükelçiliği’nde ve “Ulusun Yeniden İnşası” ile kaleme alınan gazeteci Lord Kinross’ta çalışıldı
(Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu) durdu. Kinross kitabı 5 yıl boyunca hazırlamak için uzun bir süre tamamladı ve Türkiye’de çalışmalar, 2 cilt halinde çalışma hazırlandı.
Time dergisi Atatürk hakkında çok sayıda makale yayınladı ve aynı zamanda 24 Mart 1923 ve 21 Şubat 1927’de Atatürk’ü korudu.
Atatürk, tüm dünyaca hayranlık uyandıran bir gelişme gösteren ilk devlet başkanıydı. Şüphesiz, dünya tamamen farklı bir yer olurdu. Ancak, gözlerini çok daha iyi bir yaşama kapattı, Türkiye’yi geride bırakarak ülkemizin bayrağımız bize selam vererek selamlıyor.
John F. Kennedy – ABD Başkanı
General Charles Sherrill, ABD eski Ankara Büyükelçisi
Ernest Hemingway, Amerikalı Romancı – Yazar, 1922
Kopenhag – Ulusal Gelgit
Chicago Tribünü
Dünya Liderleri ve Dünya Medyası’nın Atatürk Üzerine Görüşleri (Hepsi)
Nişan ve Madalyalar
Emir Sayısı ve Madalya Sayısı

  1. Mecidişen rütbesinden. Sultan Abdülmecid Silver 55 25.12.1906
  2. Mescid Nis rütbesinden. Altın Çağ Sultanı Sultanı 65.12.1916
  3. Mescid Nis rütbesinden. Altın 65 Saltanatının Sultanı Sultan 16.12.1917
  4. Rütbeli Osmanlı Niş. Sultan Abdülaziz Gümüş – 06.11.1912
  5. Osmani Niş rütbesinden. Sultan Abdülaziz Gümüş – 01.02.1915
    6 2. Osmanlı Nişanı. Sultan Abdülaziz Gümüş – 01.02.1916
    7 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş – 30.04.1915
    8 İmtiyaz Madalyası 2. Abdülhamid Altın – 23.09.1917
    9 Savaş Madalyası 5. Mehmed Resad Fakfon – 11.05.1918
    10 Başarı Madalyası 2. Abdülhamid Gümüş 25 01.09.1915
    11 Liyakat 2. Madalyası Abdulhamid Altın 25 17.01.1916
    12 Bağımsızlık Madalyası TBMM Prinç 35 × 40 21.11.1923

MADALYA
Sipariş Numarası Adı ve Yayınlanma Tarihi
1 1. Ordunun manevra hafızası 20.08.1937
2 2. Ordunun manevra hafızası 13.10.1937
3 Ankara’ya gelmesinin 18. yıldönümü anısına 27.12.1937
4 Müttefik Ajanslar 4. Kongresi 1929
5 TBMM’nin Rozeti –
6 Abide-i kupasını 1927
İran Şahının 7 hatırası 1934’te Türkiye’yi ziyaret etti.
Atatürk’ün yazdığı kitaplar
•Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
•Takımın Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1908)
•Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
•Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
•Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1912)
•Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
•Nutuk (1927)
•Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (1930)
•Geometri (1937)Atatürk’ün Kurduğu Kurumlar
Anadolu Ajansı
Ankara Hukuk Fakültesi
Ankara Orman Çiftliği
Bursa Merinos Halı Fabrikası
Çocuk koruma ajansı
Demiryolları ve Limanlar Genel Müdürlüğü
Devlet Hava Yolları
Devlet İstatistik Enstitüsü
Elektrik Güç Kaynakları Etüt İdaresi
ETİBANK
Toplum Merkezleri
İşbankası
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA)
merkez bankası
Merkez Hijyen Enstitüsü
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı
Sanayi ve Maadin Bankası
Sümerbank
Türk Dil Kurumu
Türk kuşu
Türk tarih derneği
Türkiye Ziraat Bankası Cumuriyet
Türkiye Şeker Fabrikaları
Uluslararası İzmir Fuarı
Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsü

Share.

About Author

Yorum Bırak